fotoğraf

✓ Güven; günümüzün en içinden çıkılmaz problemlerinden biri; bir arada yaşamak, birileri ile ortak bir işe koyulmak, beraber iş yapılacak kişiye güven problemi. Problemi yaratan nedenler, çağımızın sosyal-kültürel-ahlaksal yapısından kaynaklanıyor. En başta insan, güvenin kendisine güvenmiyor. Güven anlaşılmıyor, önemi görülmüyor, değeri değerlendirilmiyor. Dolayısıyla da herkese, her şeye bir güvensizlik vücut buluyor ki; avukatlık (özellikle danışmanlık ve vekillik boyutu) mesleği müvekkil avukat ilişkisinde güvensizliği zinhar kabul etmez. Güven, avukat ile müvekkili arasındaki en önemli ve olmazsa olmaz unsurdur. Kaldı ki, “sır saklama yükümlülüğünün” 1136 Sayılı Avukatlık Yasası ve kanunların üstünde saydığımız Avukatlık Meslek Kuralları ile düzenlediğini ve yasal bir zorunluluk olduğunu ifade edebilirim.

✓ İşveren, işçisine, işçi işverene, üretici müşterisine, müşterisi aldığı mala güvenecektir. Yöneten yönetilene, yönetilen yönetene, bir arada yaşayan insanlar birbirine güvenecektir. Bunları bir yana bırakalım müvekkil avukatına, avukat ta müvekkiline kesinlikle güvenecektir. Güvenmeyi öğrenmek, yaşamayı başarabilmek için güvenin zorunlu olduğu şüphesizdir.

✓ Kainatta hiç bir varlık kendi kendisiyle sınırlı, gücünü kendinden alan, diğer varlıklardan yalıtılmış, kendinden menkul değildir. Her şey birbiriyle bütünsellik içindedir. Bu bütünlüğün önceden işleyiş yasaları konmuş, hedefi belirlenmiş de değildir. Tek tek varlıkların bu bütünlüğe çıkabilmeleri, oluşabilmeleri, oluşamamaları tehlikesiyle birlikte gider. Var olmanın altında yatan temel bir güvence yoktur.

✓ Cennette idik. Bu güvenilmez dünyaya düştük. Platon’da olduğu gibi “idealar” dünyasında idik. Unuttuk. Unuttuğumuz, böyle bir güvencenin hiçbir zaman olmadığıdır. Olsun istiyoruz. Güvenmek istiyoruz. İlke, şöyle özetlenebilir: Çare arıyorum demek ki güveneceğim.